e Kurulan ve Yıkılan Âlemler - harun güngör pt>
Yer: BlogBilgi, Bilim, Uzay - Astronomi>Yazı Detayı
Galaksilerde Kurulan ve Yıkılan Âlemler
7 sene oldu Bilgi, Bilim, Uzay - Astronomi Yorum Ekle
Tumblr Yayınla

image

Bir gece vakti hem bizden hem de birbirlerinden çok uzakta olan yıldızların kendilerine çizilen yörüngelerde muntazam bir şekilde hareket etmelerini teleskopla seyretme imkânınız oldu mu? Gökyüzündeki hâdiselerin hikmetle icra edilişi üzerinde tefekkür edebildiniz mi? Akıl sahibi bir insanın göklerde her daim icra edilen hâdiseler karşısında hayran olmaması mümkün müdür? Yıldızlar, süpernovalar, yıldızlar arası ortam (uzay) ile alâkalı araştırmalarda son yıllarda ciddi artış gözlenmektedir. Bundan dolayıdır ki, yıldızlar ve galaksilerle şenlendirilmiş fezada icra edilen fizikî hâdiseler, tefekküre açık, merakı gökleri de içine alan bilim insanları için cazip bir araştırma konusudur. Göklerle alâkalı malûmatlar arttıkça, kâinat tasavvurumuz da değişmektedir. Nasıl ki insan vücudunun fonksiyonel yapıtaşı hücre ise, kâinatın temel yapıtaşları da galaksilerdir. Her varlık gibi, galaksiler de sonsuza kadar yaşamaz; Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâlühü) koyduğu kanunlar çerçevesinde doğar, gelişir ve ölür. Son tahminler, kâinatın gözlenebilir bölgesi içinde yaklaşık 1011 (100 milyar) adet galaksi olduğunu ve büyüklüğü yaklaşık 100.000 ışık yılı olan galaksiler bulunduğunu söylemektedir.1 Işık yılı, ışığın 365 günde aldığı yoldur. Bir yıl 31.536.000 saniyedir. Işık saniyede 300.000 kilometre yol aldığına göre, bir ışık yılı, 9.460.800.000.000 kilometredir. Dolayısıyla bir galaksinin ortalama büyüklüğü 946.080.000.000.000.000 (katrilyon) kilometredir. Yıldızlardan farklı olarak, galaksiler arasındaki uzaklık, galaksilerin kendi büyüklüklerinden çok fazla değildir. Meselâ bize en yakın ve büyük bir galaksi olan Andromeda, gökyüzünde Güneş veya Ay kadar bir yer doldurur ve bazen çıplak gözle bile fark edilebilir. Astrofizikteki son araştırmalar, yıldızların uzay içinde düzgün olarak dağıtılmadıklarını, galaksiler içinde toplandıklarını, çevresiyle madde ve enerji alışverişi yapan açık sistemler olduğunu ortaya çıkarmıştır. Galaksinin büyük kısmı, gaz ve toz bulutları ile dolu olup, madde ve enerji alışverişlerinin yapılmasına uygundur. Yıldızların doğup öldükleri bu yıldızlar arası ortam, galaksinin varlığının devam ettirilmesi noktasında son derece önemlidir.2
Galaksilerin bazı çarpıcı hususiyetleri

Bir galaksi içinde, kütleleri farklı yıldızlar bulunur. En küçüğünün kütlesi Güneş’in kütlesinin onda biri kadarken, en büyüğünün kütlesi, Güneş’in yüz katı büyüklüğünde olabilir. Bir galaksi sistemindeki yıldızın en önemli özelliği kütlesidir. Yıldızların parlaklığı, kütleleriyle artmaktadır ve artış hızı yaklaşık olarak kütlenin küpü kadardır (M3). Dolayısıyla bir yıldızın kütlesi diğer bir yıldıza göre iki kat büyükse, sekiz kat daha fazla bir parlaklığa sahiptir. Diğer bir önemli özellik, yıldızların yaşıyla kütleleri arasındaki bağlantıdır. Bir yıldızın kütlesi ne kadar büyükse, o kadar az ömre sahiptir. Çünkü büyük yıldızlar, daha büyük yakıt rezervine sahip olsalar da, çok hızlı bir şekilde yakıt tükettiklerinden küçük kütleli yıldızlara nispeten daha kısa yaşarlar. Benzer bir münasebet, kâinatın bir fihristesi olan insanda da gözlenir; fazla kilolu ve fazla kalori alan insanlar normal kilolu ve daha az kalori alan insanlara göre daha fazla enerji harcadıklarından kolay yıpranarak hızlı yaşlanırlar. Yıldızların ömrü, kütlelerinin karesi ile ters orantılıdır (1/M2). Meselâ bir yıldızın kütlesi bir diğerine göre iki kat daha fazla ise, küçük kütleliye göre dörtte bir nispetinde yaşar. Yapılan hesaplar, Güneş’in ömrünün yaklaşık 10 milyar yıl olduğunu göstermektedir. Buna göre, Güneş’ten 30 kat daha büyük kütleye sahip bir yıldız, yaklaşık olarak 10 milyon yıl yaşayacaktır.

Galaksilerde gerçekleştirilen hâdiselerin süresi, binlerce yıldan on milyonlarca yıla kadar değişebilir. Bir yıldızın yaratılması için geçen süre, galaksi ölçeğinde bir gün sayılabilir. Bu uzun zaman dilimi, galaksilerin yaşlarına kıyasla oldukça küçüktür. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de, Allah katında farklı nispet ve ölçülere göre zamanın değiştiğini, bir günün 1000 ile 50.000 yıl gibi farklı uzunluklarda olabileceğini ifade eden âyetler de (Mearic-4) bu mevzuda ufuk açmaktadır.

Galaksilerin hareket ve davranışları oldukça komplekstir. Zîrâ galaksinin yaratılma süreci tamamlansa da, o galaksi içindeki yıldızların yaratılma ve yok edilme süreçleri devam eder. Normal şartlar altında, bir gaz bulutunun, kendi gravitasyon (kütle çekimi) alanı altında içe doğru çökmesi ve bir yıldız hâline getirilmesi on binlerce yıl almaktadır. Bir galaksi yaratıldıktan beş-on milyar yıl sonra bile, bazı galaksilerde yeni yıldızların yaratılması için yıldızlar arası ortamda hâlâ bol miktarda gazın kalması, bilim insanlarını hayretler içinde bırakmaktadır. Diğer yandan bir yıldızın yaratılmasının Samanyolu galaksisindekinden daha hızlı olduğu galaksiler de mevcuttur. Bu galaksilere "star-burst" (yıldız-patlaması) galaksi denir ve çok uzun bir zaman periyodu içinde, değişken hızlarla yeni yıldızlar yaratılır. Her hayvan ve bitki türünün kendine has özelliklerle donatılmasını gösteren ehadiyyetin bir tecellisi de yıldızların farklı farklı hızlarda yaratılışlarında müşahede edilir. Bu tür galaksilerin bulunması, spiral galaksilerin sırrını daha da artırmaktadır. Çünkü spiral galaksilerde yeni yıldızların kararlı ve dengeli bir hızla yaratılmalarına devam edilirken, diğer galaksilerdeki yıldızların yaratılmasında mevcut toz ve gazın tamamı kullanılmaktadır. Yıldızların yaratılmaya hâlâ devam edildiği bir galakside, büyük kütleli yıldızların yaratıldığı bölgeler, karanlık bir gecede diğer bölgelerden daha fazla dikkat çeker.

image

Spiral galaksiler
Galaksiler kendi içinde genel olarak kaotik şekilli, eliptik ve spiral olmak üzere üç gruba ayrılır. Kaotik şekilli galaksiler, çok sayıda genç yıldız, toz ve gazdan müteşekkil olup, kararlı bir şekle sahip değildir. Eliptik galaksiler, yaşlı yıldızlardan ve çok az gaz ve tozdan müteşekkildir. Yuvarlak, düz ve beyzbol topu gibi çok değişik şekillerde yaratılırlar. Spiral galaksiler, galaksi dönerken merkezinden dışarıya doğru spiral kolların oluşturulduğu bir disk şeklindedir. Güneş sistemi, spiral tipteki Samanyolu galaksisi içinde yer alır. Bu tip galaksilerde, yıldızlar spiral desenler ihtiva ederler. Galaksilerin birçok resminde görülen parlak spiral kollar, genellikle yıldızların bulundukları yerleri değil, yıldızların yaratılmaya başladığı bölgeleri göstermektedir. Bundan dolayı, spiral galaksilerin ayırt edici özelliği, yıldızların yaratılma ve yok edilme işlemlerinin hâlâ devam ediyor olmasıdır. Yıldızların yaratıldığı bölgeleri gösteren spiral yapı, galaksideki yıldızlarla beraber dönmez. Ancak spiral galaksiler, hususi bir dönme hareketi sergilerler. Yapılan gözlemler, spiral desenlerin galaksi içinde gittikçe bozulduğunu ve galaksinin dönme hızından daha yavaş bir hızla şekil değiştirdiğini göstermektedir. Bu bilgiler ışığında, bir galaksiye statik bir sistem olarak değil, zaman içinde değişen bir sistem olarak bakılmasının daha uygun olduğunu söylemek mümkündür. Diğer bir tabirle kudreti ve ilmi sonsuz Allah (celle celâlühü) bu dinamik sistemlerin her birine her ân müdahale etmekte, onları kabza-ı tasarrufunda kontrol etmektedir.

Spiral galaksilerle alâkalı en hayret verici hususlardan birisi, yıldızların yaratıldığı bölgelerin ana spiral içinde yeni alt spiral desen çeşitlerini barındırmalarıdır. Aynen bulutlar gibi, farklı tipte spiral yapıların yaratılması söz konusudur. Bazen, son derece simetrik spiral kollar, bazen de spiral kolların çıkıntılarıyla dikdörtgen çubuk şeklinde bir bölge oluşturulurken, zaman zaman da spirali andıran yapılar inşa edilmektedir. Spiral yapıdaki bu çeşitliliğe rağmen, galaksiye dışarıdan bakıldığında, resimlerde gördüğümüz gibi, yıldızların düz bir diskin etrafını çevreleyerek küre şeklinde büyük bir hâle (nur) oluşturduğu görülür. Bu hâle, milyarlarca yıl önce küçük ve uzun ömürlü yıldızlardan teşkil edilmiştir. Galaksinin en düşük parlaklığa sahip kısmı olsa da, galaksideki maddenin büyük kısmının bu hâlenin içinde olduğu düşünülmektedir. Yıldızlar, gaz ve tozdan oluşan hâlenin içine, bir diski andıracak şekilde yerleştirilir. Toz tabakası, hâlenin merkezinden geçen bir eksen etrafında yavaş bir şekilde döner. Bu dönme hareketi rasgele değildir; diskin herhangi bir bölgesinde, yakın mesafedeki yıldızların hızları, diskin bir bütün olarak döndüğü hızdan yüzde ondan daha farklı olmayacak şekilde kontrol edilir. Başka bir deyişle, disk değişmez bir hızda dönmemektedir. Kendi içinde değişmeler ve esneklikler gösterir. Yıldızlar ve gaz bulutları, merkezden ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar ortalama olarak yakın hızlarda döndürülürler. Bu düşünceler, Newton’un tespit ettiği ve onun ismiyle anılan hareket kanunlarının kullanılmasıyla doğrulanmıştır.

Farklı yaş gruplarından ve farklı kütlelere sahip çok sayıda yıldız türleri, galaksinin disk kısmında yer alır. Yıldızların yaşları, yaymış oldukları ışığın spektrumu analiz edilerek belirlenebilmektedir. Bu analizlerden elde edilen neticelere göre, yıldızların yaratılma hızının bir spiral galaksinin disk kısmında, aşağı yukarı sabit olduğu bulunmuştur. Çoğu galakside diskteki maddenin en az % 10’unun gaz ve toz olduğu, yüzde 80 ile 90 arasındaki kısmının diskin dışında kaldığı ve bunların da görülebilir yıldız ve gazlar şeklinde olmadığı bulunmuştur. Bunun sebebi, üzerine gelen ışığın büyük kısmını geri yansıtmamasıdır (soğurmasıdır). Böyle bir maddeye "karanlık madde" denmektedir. Oldukça yaşlı, sönmüş yıldızlardan oluşan bir kara deliğin, çok soğuk toz veya bunların bir kombinasyonu olabilecekleri düşünülmektedir. Bunun yanında, nötrinolardan veya günümüze kadar keşfedilememiş parçacıklardan yaratılmış olabileceklerini söyleyenler de mevcuttur. Yaygın görüşe göre, galaksi içinde sönmüş yıldızların oluşturduğu karanlık maddenin, spiral galaksilerin hareket ve davranış mekanizmalarıyla alâkalarının olmadığı, sadece gravitasyonel (kütle çekimi) tesire sahip olduğu düşünülmektedir.

Diskteki gaz bulutu, düzgün bir şekilde dağılmamış, bunun yerine ince bir tabakanın içinde toplanmıştır. Ayrıca, bu toz bulutunun başta karbon, silikon ve demir olmak üzere birçok elementten teşkil edildiği ve bu tozların bir kısmının yıldız rüzgârlarıyla yüzeyden koparılarak havada uçuştuğu veya yıldızlar arası ortama doğru fırlatıldıkları anlaşılmıştır. Yıldızlar arası ortam, şaşırtıcı bir şekilde seyreltilmiş hâldedir. Boş olarak düşünülen bölgelerde bile 1.000 cm3 içinde bir tane atom bulunmakla birlikte, yoğun olan kısımlarda bir cm3 içinde birkaç yüzden bir milyona kadar atom bulunabilmektedir. En yoğunundan en seyreltilmiş bölgelere kadar, yıldızlar arası ortamın yoğunluğu, bir milyarlık bir çarpan ölçeğinde değişiklik arz edebilmektedir. Bu oran ise, hava ile bir taş arasındaki yoğunluk farkından çok daha büyüktür.

Termal dengeden uzakta kurulan düzen
Yıldızlar arası ortam, termodinamik denge durumunda değildir. Çok büyük moleküler bulutlara sürekli olarak bir şekil verilmekte ve ortama dağıtılmaktadır. Böylece küçük ölçeklerde, farklı fazlar arasında madde alışverişleri yapılır. Farklı bileşenler kararlı bir hâl içinde tutulurken bu düzenin, denge kurulmamış iken nasıl devam ettirildiği hususu başlı başına bir sırdır. Bu sırlı fenomen, hem fizikçiler ve hem de kimyagerler tarafından özellikle son 40–50 yıldır çalışılmaktadır. Elde edilen veriler, özellikle iki işlemin, denge durumundan uzakta iken kararlı yapıların tesis ettirilmesinde ve bunun devamlılık arz etmesinde kullanıldığını göstermektedir: Birincisi, böyle bir sistem, farklı bileşenler arasında madde devir dâimini sağlayan mekanizmalar ihtiva etmelidir. İkincisi, bu işlemlerin hızı, geri bildirimlerle ayarlanmalıdır. Bu iki işlemin birbirleriyle dengeli olarak icra edilmesi gerekir ki, böylece her bileşendeki madde miktarı zamanla değişmesin. İşte, spiral galaksilerde bu iki işlem birbiriyle dengeli bir şekilde icra edilmektedir ve tesadüfün kör gözünden bu dengeyi sağlamasını beklemek, aklen ve ilmen mümkün gözükmemektedir.

Maddenin fazlarından birisi olan Plâzma, birkaç milyon oC’lik sıcaklığa sahiptir. Fakat oldukça seyrek bir fazdır; 1.000 cm3 hacim içinde sadece bir tane atom bulunur. Ortamın bu kadar yüksek sıcaklıklara kadar çıkarılması, süpernovalardan gelen enerjiyle sağlanır. Bir süpernova patlaması, ortama o kadar çok miktarda enerji verir ki, hemen sıcak bir gaz bulutu oluşturulur ve bu gaz bulutu genleştirilmeye başlar. Ortamın içinde yayılmaya başlayan gaz bulutu, elektronlarını ortama bırakır. Bu işlemin neticesinde, gaz bulutunun maddenin her bölgesine hızlı bir şekilde genleşmesiyle, kabarcık şeklinde çok seyrek ve sıcak bir plâzma faz oluşturulur. Yıldızlar arası ortamın keşfedilmesinin çok uzun zaman almasının sebeplerinden birisi, hâlen sıcak bir kabarcığın içinde bulunuyor olmamızdır. Bu kabarcığın büyüklüğü, yaklaşık 300 ışık yılıdır. Yapılan araştırmalarla bu kabarcığın haritası çıkarılmış ve oldukça dağınık bir şekle sahip olduğu bulunmuştur. Bunun yanında, yakın bir geçmişte yeni bir nötron yıldızı keşfedilmiştir ve bu nötron yıldızının, kabarcığın yaratılmasına vesile kılınmış olan bir süpernova patlamasının kalıntısı olabileceği düşünülmektedir. Sıcak bir kabarcığın içinde bulunuyor olmamız aslında çok şaşırtıcı olmamalıdır. Çünkü bu kabarcık, galaksimizin disk hacminin yaklaşık yüzde 70’lik bir kısmını doldurmaktadır. Galaksimizde her 30 veya 40 yılda bir süpernova yaratılmaktadır. Süpernovaların, bütün yıldızlar arası ortamı sabit bir basınç altında tutabilmek için gerekli olan enerjiyi sağlamak gibi bir vazifeleri de vardır. Soğuk bir uzayın derinliklerinde yaşanabilir bir yerkürenin bulunması ise, üzerinde hayretle düşünülmesi gereken bir fenomendir.

Netice olarak, yıldızlar arası ortam, içinde sergilenen hâdiseler açısından bakıldığında bir ekosistemi andırmaktadır. Her galaksiye, içinde sürekli olarak yıldızların yaratıldığı ve yok edildiği, kararlı bir enerji ve madde devir dâiminin olduğu dinamik bir sistem olarak bakılabilir. Göklerdeki sistemlerde (galaksilerde, yıldızlarda, yıldızlar arası ortamda) hikmetle icra edilen hâdiseler, kendi dilleriyle Hakîm ve Kerim olan, her şeye gücü yeten bir Sanatkâr’ı (celle celâlühü) anlatmaktadır. Galaksiler de âdeta birer canlı gibi davranmakta, insanlar gibi doğmakta ve ölmektedir. Galaksilerin içindekilerle birlikte sürekli var edilmeleri ve yok edilmeleri, varlık ve yokluk âlemlerine de önemli bir delil olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeryüzü kadar sema da galaksilerin ve içindeki yıldızların "kün fe yekün" tezgâhında yaratılıp yok edildiği, her dem tazelenen İlâhî bir sanat tablosudur.

* Bu makale, Batı dünyasının önde gelen ateistlerinden Lee Smolin tarafından kaleme alınan "Kozmostaki Hayat" adlı kitapta materyalist gözlükle yorumlanan bazı bilgilerin, tefekkürî okuma neticesinde iman dürbünüyle yeniden yorumlanmasına dayanmaktadır.

Dipnotlar
1. Ibrahim B. Syed, Understanding String Theory, The Fountain, Issue 41, January-March 2003.
2. Lee Smolin, The Life of The Cosmos, Oxford University Press, New York, 1997.

Kaynak: Sızıntı

Comments

comments

Düşüncelerinizi yazın.

Avatar Ekle?


*

Aktif

Son Yorumlar

Sitemiz;

Aktif Yorumcular

Yazılara Abone Ol

Kategoriler

Son Yorumlar